PAYLAŞ:  

Çöldeki Deniz Aslanı

Bir deniz aslanı çölde yaşayabilir mi? Ona hayat veren, tek yaşam kaynağı olan denizden uzak kalabilir mi? Peki bizler Tanrı'dan uzak bir hayat sürdürürsek, mutlu ve huzurlu olabilir miyiz?

Bir zamanlar uzak bir ülkede denizi kaybetmiş bir deniz aslanı yaşardı. Bu ülke bütün sahillerden uzak, bir çöl gibi kurak, yüksek bir ülke idi. Orada burada büyümüş birkaç yabani ot ve ufukta rastgele dağılmış birkaç ağaçtan başka hiç bir şey yetişmezdi. Hava çogunlukla rüzgarların taşıdığı tozlarla kaplıydı. Bu rüzgar ve toz insanı sürekli susatırdı.

Deniz aslanının bu topraklarda ne işi olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Hayat böyle garipliklerle dolu... Hiç kimse deniz aslanının buraya nasıl geldiğini hatırlamıyor. Her ne olduysa çok uzun zaman önce olmuş olmalı. Deniz aslanı sanki hep bu topraklara aitti. Bir deniz aslanının kurak topraklarda nasıl yaşayabileceğini anlayamıyoruz. Ancak zor koşullar altında uzun süre yaşadıysanız bilirsiniz: Koşullar ne kadar kötü de olsa, bir süre sonra her şeyi kabullenirsiniz ve o yer sizin eviniz olur.

Deniz aslanı yıllar önce yolunu kaybettiğini, denizden uzakta olduğunu anladığında önüne çıkan herkesi durdurur ve denize giden yolu sorardı. Ne yazık ki, kimse denize giden yolu bilmiyordu. Deniz aslanı çaresizce denizi aradı, ancak çabaları hiç bir sonuç vermedi.

Yıllar süren arayış başarısızlıkla sonuçlanınca, deniz aslanı yanında küçük bir su birikintisi olan yalnız bir ağacın altına sığındı. Bu ağaç, deniz aslanını şiddetli sıcaklardan ve rüzgarın acımasızlığından koruyan bir sığınak oldu. Su birikintisi küçük ve çamurluydu, ama en azından deniz aslanına ihtiyacı olan nemi sağlıyordu. Deniz aslanı buraya yerleşti, yaşamını elinden geldiğince burada sürdürmeye karar verdi.

Bu kurak toprakları ziyaret ettiyseniz, siz de deniz aslanını görmüşsünüzdür. Akşamları en sevdiği kaya parçasının üstünde oturur, serinliğin ve manzaranın tadını çıkarır. Orada gece boyunca kalır, gölgesi karanlıkta uzar. En sevdiği geceler rüzgarın doğuya doğru eserken o silik iyot kokulu deniz havasını deniz aslanına taşıdığı gecelerdir. Böyle havalarda gözlerini kapar ve kendini denizde hayal eder. Derin uykuya daldığında rüyasında engin okyanusları görür. Serin suların içinde yuvarlanır ve döner, balıkların peşinde saatler boyunca yüzer. Uyandığında sahile çarpan küçük dalgaların seslerini duyduğunu sanır.

Deniz onu çağırır...

Deniz aslanı, üzerinde dinlendiği kaya parçasını çok severdi. Bu kayanın üzerinde oturup geceler boyunca rüzgarın deniz kokusunu getirmesini beklemeyi bile severdi. Özellikle ona eski günleri hatırlatan rüyalarını çok daha fazla severdi. Ancak ne yazık ki en güzel rüyalar bile çok uzun sürmez. Deniz aslanı rüyadan uyandığında üstünde yaşadığı topraklar ona daha da kurak görünürdü. Bu durumda deniz aslanı gözlerini kapatır, tekrar uyumaya çalışırdı. Ancak güneşin parlak ışıkları buna izin vermezdi.

Sonunda bu durum deniz aslanına dayanılmaz gelmeye başladı. Deniz aslanı, sevdiği kaya parçasını gittikçe daha az ziyaret etmeye başladı. "Yapılacak çok işim var" diyordu kendi kendine. "Vaktimi boş boş oturarak harcayamam." Aslında yapacak pek bir işi yoktu. Asıl gerçek, evinden çok uzakta uyanmanın getirdiği düş kırıklığı idi. O harika rüyalara artık daha fazla geri dönmek istemiyordu. Sonunda kaya parçasına gitmeyi tamamen bıraktı. Artık denizden gelen rüzgarları koklamak için burnunu havaya kaldırmıyordu.

Deniz aslanı bir gün bir kaplumbağa ile tanıştı. Çok yaşlı, çöldeki hava şartlarından dolayı çok yıpranmış bir kaplumbağa... Deniz aslanı ilk başta bu kaplumbağayı bir kaya parçası sanmıştı. Ancak daha sonra onun bilge bir kaplumbağa olduğunu anladı. Deniz aslanı, içinde bulunduğu durumu kaplumbağaya da anlattı. Bilge kaplumbağanın ona yardım edebileceğini umuyordu. Kaplumbağa, deniz aslanının evi olan su birikintisinin önünde durdu. Gözlerini parlayan güneş ışığına karşı kapatarak deniz aslanını yakından inceliyordu. "Belki", dedi derin düşüncelere dalarak, "belki aradığın deniz budur". Deniz aslanı bir kez daha yüzgeçlerini çırparak su birikintisinin öteki ucuna doğru süzüldü. "Bilmiyorum" dedi. "Çok derin değil, değil mi? Nedense denizin daha geniş ve derin olabileceğini düşündüm. En azından öyle umdum." Bir gün kaplumbağa ona "Burada mutlu olmayı öğrenmelisin" dedi. "Çünkü bu bahsettiğin denizi bulman çok düşük bir olasılık." Derin ve yaşlı kalbiyle kaplumbağa, deniz aslanına ve onun denizine çok imreniyordu. "Fakat ben denize aitim. Biz birbirimiz için yaratılmışız" dedi deniz aslanı. "Fakat denizden o kadar uzun süre uzak kaldıktan sonra, belki de deniz seni unuttu" diye yanıtladı bilge kaplumbağa.

Bu daha önce deniz aslanının aklına gelmemişti. Fakat doğruydu, denizden çok uzun süre uzak kalmıştı. "Eğer burası benim evim değilse, kendimi nasıl evdeymiş gibi hissedebilirim?" diye sordu deniz aslanı. "Zamanı geldiğinde hissedeceksin" dedi kaplumbağa ve gözleri kapanır gibi oldu, ince bir çizgiye dönüştü.

"Ben denizi gördüm ve burada sahip olduğundan daha iyi değil" dedi kaplumbağa.

"Denizi mi gördün?" dedi deniz aslanı.

"Evet, biraz daha yaklaş" diye fısıldadı kaplumbağa. "Ve sana bir sır vereceğim. Ben aslında bir kara kaplumbağası değilim. Ben aslında bir deniz kaplumbağasıyım. Yıllar önce kendi isteğimle daha iyi yerler aramak için denizi terk ettim. Eğer benimle kalırsan sana kendi maceralarımı anlatabilirim."

Yaşlı kaplumbağanın hikayeleri deniz aslanını kolayca büyüledi. Haftalar ve aylar geçti, deniz aslanı duyduklarının etkisiyle denizi gittikçe daha az düşünür oldu. Denizin anıları bir bir siliniyordu. "Çöl" diye fısıldadı kaplumbağa. "Hepsi bu, hepsi buydu ve hepsi bu olacak". Güneşin ısısı artıp derisini kavurmaya başladığında deniz aslanı hemen ağacın gölgesine sığınır ve kaplumbağayı oradan dinlerdi. Kuru rüzgar esip derisini çatlattığında ise hemen su birikintisine çekilirdi. Sonraki aylarda deniz aslanının yaşamı ağacın gölgesi ile su birikintisi arasında sürdü gitti. Deniz, artık rüyalarını süslemiyordu.

Aylardan mayıstı, kuru rüzgarlar esmeye başladı. Deniz aslanı rüzgarın böyle esmesine alışıktı. İlk önce hiç önemsemedi. Çölde bulunduğu yıllar ona rüzgarın geldiği yöne sırtını dönmeyi ve gözlerini yüzgeçleriyle kapatmayı ögretmişti. Sonunda rüzgar geçer ve her şey eski haline dönerdi. Fakat bu defa rüzgar geçmedi. Bütün çöl boyunca gece gündüz uğuldayarak esti. Rüzgar dinmek bilmiyordu. Kırk gün kırk gece esti ve sonunda başladığı gibi aniden durdu.

Deniz aslanı sığındığı yerden doğruldu, etrafa göz atmak için ayağa kalktı. Gördüğü manzaraya gözleri inanamadı: Ağacın üstündeki bütün yapraklar savrulup gitmişti. Bir kaç ince daldan başka hiç bir şey kalmamıştı. Artık kendisine gölge verecek bir şey yoktu. Ama bundan da kötüsü, deniz aslanının daha sonra gördüğüydü: Su birikintisi tamamen kurumuştu!

Rüzgar durduktan üç hafta sonra deniz aslanı bir rüya gördü. Çok uzun bir süre sonra tekrar denizi görüyordu. Deniz o kadar güzel, o kadar temiz, o kadar derindi ki! Sanki hayatında ilk defa denizi görüyordu. Deniz aslanı suya dalarken güneş gökyüzünde parıldıyor, su ise yemyeşil bir zümrüt gibi ışıldıyordu. O akşam rüyasında bir sürü başka deniz aslanı gördü. Etrafını çevrelemişlerdi. Suyun içinde takla atıyor, dalıyor ve hep birlikte oynuyorlardı.

Of! Rüyadan uyanmaktan o kadar nefret ediyordu ki. Üç haftadır hissettiği tek ıslaklık gözlerinden düşen gözyaşlarıydı. Fakat onları silmek için bir an bile tereddüt etmedi. Yüzünü doğuya çevirdi ve bir deniz aslanının yürüyebileceği kadar hızlı yürümeye başladı.

"Nereye gidiyorsun?" diye sordu yaşlı kaplumbağa.

"Denizi bulmaya!..." dedi deniz aslanı.

 Bize e-mail ile ulaşın…
 Tanrı'yla arkadaşça bir ilişki başlatmaya ne dersiniz?
BU MAKALEYİ PAYLAŞIN:  

TOP