PAYLAŞ:  

Hıristiyanlar Neden Kur'an-ı Kabul Edemezler?

Yoksa ikisi de doğru olabilir mi?

Bütün yollar Roma'ya çıkar derler. Bütün "kutsal kitaplar" sonuçta aynı şeyi söyler, değil mi? Hepsi Allah tarafından indirilmedi mi? Hepsi Yaratan Tanrı'ya inanmayı ve insanların haklarını yememeyi öğretmiyor mu? Gerçekten de, Kitabı Mukaddes (Kutsal Kitap) ile Kur'an arasında önemli bir fark yoksa, Kitabı Mukaddes Allah Sözü müdür değil midir diye tartışmanın hiçbir anlamı yoktur. İkisi aracılığıyla bize aynı gerçekler esinleniyorsa, o zaman onların arasından bir seçim yapmak da söz konusu olmaz. "Biz Allah'ın indirdiği bütün kitaplara inanıyoruz" deyip geçebiliriz.

Fakat kitaplar arasındaki durum gerçekten böyle mi acaba? Kur'an'la Kutsal Kitap aynı şeyi mi yazıyor? Aralarındaki farklılıklar sadece yüzeysel mi? Yalnız ibadet şekilleri mi değişik? Yoksa daha derin zıtlıklar var mı? Ya birbirinden çok büyük ve önemli farklılıkları varsa? Veya her iki kitabın esas kavramları ve temelleri tamamen çelişki içindeyse? O zaman gerçeği arayan kişiler olarak daha derin bir sorunumuz vardır değil mi? İşin sonunda bir karar vermek zorundayız. Çünkü birbirlerine zıt olan iki kavramın, ikisinin de doğru olamayacağı kesindir.

Gerçekten de durum böyledir. Değişik kesimler tarafından Allah Sözü olarak kabul edilen bu iki "kutsal" kitap, birçok ortak noktaları olmakla birlikte, bize çok çok farklı kavramlar vermektedirler. Onları bağdaştırmak mümkün değildir. Yani bu iki mesaj özde farklıdır. Önümüzde iki ayrı yol, hatta iki ayrı Tanrı kavramı vardır.

İkisi birden doğru olamaz.

İncil'i okuyacak olursak onda Tevrat'tan çok alıntı göreceğiz. Çünkü İncil, Tevrat'ın devamı ve tamamlayacısıdır. Daha önce verilmiş vahiy olan Tevrat'a başvurarak, daha sonra verilmiş olan İncil'in aynı kaynaktan olup olmadığını ölçebiliriz. Böyle bir karşılaştırma yaptığımız zaman, İncil'in Tevrat ve Zebur'a tamamen uyduğunu görüyoruz. Tanrı'nın Sözü olarak bu kitaplar mükemmel ve ilahi bir vahiy bütünü oluşturuyor.

Halbuki aynı şekilde Kur'an'ı Tevrat ve İncil ile karşılaştırdığınız zaman, onun aynı kaynaktan olmadığını görmek çok kolaydır. Kuran kendisinden önceki kaynaklardan büyük farklılık gösterir. Buna göre ikisinin de doğru olması kuşkuludur.

Bunu bir örnekle açıklayalım. Eski Mısır'da kocaman yontma taşlardan yapılan bir piramidi düşünün. Baş mimar çizdiği planlarda her taşın şeklini ve konacağı yeri gösteriyor. Taş ocağında ustalar her bir taşı baş mimarın planına göre büyük dikkatle kesiyorlar. Sayısız işçiler de böylece hazırlanan taşları inşaat sahasına yavaş yavaş getirip yerine koyuyorlar. Her bir taş aynı plana göre kesildiği için daha önce yerleştirilen taşlara mükemmel bir şekilde uymaktadır. Öyle ki, piramidlerde olduğu gibi kocaman taş kütlelerinin aralıklarına ince bir kağıt bile giremiyor.

Şimdi diyelim ki yapı tamamlandıktan sonra piramidin ucuna başka bir baş taşı getiriliyor. Ne olacak? Onu diğer taşlara uydurmak için harcanan bütün çabalar boşa gidecek. Çünkü o taş mimarın planında yer almıyordu ki. Yoksa mimarın planı yanlış mı diyeceğiz? Taş uymadığı halde yapının üstüne konursa bütün yapıyı bozmaz mı? Hele o taşın, piramidi tamamlayan en önemli taş olduğu iddia ediliyorsa...

Tabii ki bu basit bir örnektir. Yine de buna benzer bir şekilde Tanrı'nın Sözü'nü, peş peşe gelen vahiylerden oluşan "bir piramit" olarak düşünebiliriz. Tanrı'nın kendisi mimarıdır. Uzun yüzyıllar boyunca O'nun mükemmel planına göre Kutsal Yazılar sırayla peygamberler aracılığıyla gelmiştir. Bu "vahiy piramidinin" bütün taşları (yazıları) mükemmel bir şekilde tek bir plana göre birbirlerini tam bir uyum içinde bütünlemektedir. Önceden gelen kutsal yazılara uymayan bir yazının aynı "Mimar"dan gelmediği ortadadır. İşte Kutsal Kitap'ın bütün "taşları" birbirlerine uymaktadır. Hatta, İncil'in son kısmı olan "Esinleme" bölümü vahiy piramidinin doruğudur. Ama Kur'an, bütün çabalara rağmen bu yapıya uymamaktadır. Yukarıda söz ettiğimiz Kur'an'la Kutsal Kitap arasındaki esaslı farklılıklar bu uyumsuzluğu göstermektedir. Öyleyse bu taş, mimarın planına uymadığına göre, yapıda yer alamaz.



İki farklı "Vahiy" Kavramı

Yukarıda verdiğimiz örnekte Kutsal Kitap ile Kur'an arasında çok esaslı bir fark ortaya çıkmaktadır. Kutsal Kitap'taki vahiy kavramı Kur'an'dakinden çok farklıdır. Kutsal Kitap'a göre Tanrı'nın Sözü olan kitaplar İbrahim'in soyu olan Yahudilere emanet edildi (Bkz. Romalılar 3:2 Romalılar 3:22Her yönden çoktur. İlk olarak, Tanrı'nın sözleri Yahudiler'e emanet edilmiştir. Daha» ). Bu vahiy (yani Tanrı tarafından bildirilen gerçek) kat kat gelişir. Şöyle ki ilk yazılarla temel konur. Ondan sonra gelen kitaplarla bu yapı kat kat yükseliyor, önceden açıklanan gerçekler daha derinlik kazanıyor. Yani sonradan gelen bölümler önceki bölümleri geçersiz kılmadığı gibi yerini de almıyor. Tersine yan yana durup bir bütün olarak Tanrı'nın planını açıklıyor. Hatta bunlardan bir tanesi bile eksik olsa planın bütünlüğünü kavramamız mümkün değildir.

Halbuki Kur'an'dan kaynaklanan vahiy kavramı çok farklıdır: Bütün milletlere ayrı ayrı peygamberler gönderilmiştir (Bkz. Fâtır/35:23-24). Bu nedenle gelen kitaplar aynı genel mesajı tekrarlıyor. Öyle ki, son kitabı bildikten sonra hepsini öğrenmiş oluruz. Bu mantığa dayanarak İslam alimleri, Kur'an'ın önceki kitapların hükmünü ortadan kaldırıp onları geçersiz kıldığını ileri sürerler.

Fakat böyle bir kuram, insanı başka çıkmazlara sokmaz mı? Örneğin:

• Yahudilere neden bu kadar çok sayıda peygamber ve kitap gönderilmiştir?

• Zebur ve İncil neden Tevrat'ın hükmünün ortadan kalkmadığını söylüyor?

• Neden Yahudilere gelen peygamberler dışında diğer kavimlere gelen semavi kitapların izi kalmadı? Yoksa çoktanrılı Hindu dininin kutsal kitapları olan "Veda" ile "Bhagavad Gita" da mı Allah'tan geldi?

• Sonradan gelip Allah'ın Sözü olduğu iddiasında bulunan kitaplara ne diyelim? Örneğin Bahaî veya Mormon kitapları...

• Araplara gelen son bir peygamber kavramı doğruysa, sonradan ortaya çıkan kavimlere peygamber gelmeyince bunlar haksızlığa uğramıyor mu? Yoksa herkes Arapça mı öğrenecek? (Bkz. Yûsuf/12:2)

Eğer Kur'an'ın önceki kitapları korumak ve doğrulamak için verildiği söylenmeseydi bir sorun kalmazdı. Onu yeni bir din kitabı kabul eder veya kabul etmezdik. Ama Kur'an'da şunları okuyoruz:

"Doğrusu Biz yol gösterici ve nurlandırıcı olarak Tevrat'ı indirdik... (Maîde/5:44)

"Tevrat'tan sonra Zebur... Dâvûd'a da Zebur'u verdik..."

(Enbiyâ/21:105; Nisâ/4:163)

"Meryem oğlu Îsâ'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncîl'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik." (Maîde/5:46)

"Kur'ân'ı önce gelen Kitâb'ı tasdik ederek ve ona şâhid olarak gerçekle sana indirdik." (Maîde; 5:48)

Böylece Kur'an, önce gelen Kitab'ın doğrulayıcısı olarak tanıtıldığı için, biz onu önceki kitaplarla karşılaştırarak hükmetmek zorundayız. Hatta Kur'an'da bile bu konuyla ilgili olarak şöyle yazıldı: "İncil sahipleri, O'nda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fâsık olanlardır" (Mâide; 5:47).

Bu Sorunun Önemi

Bu bölümde karşılaştırmamızın sonucu olan bu ciddi farklılıkları düzenli bir şekilde ortaya koymaya çalışacağız. Bunu yapmadan bu araştırmanın hayati önemini göremeyiz. Tevrat'ta iki kere tekrarlanan şöyle bir ayet vardır:

"Yol var ki, adamın önünde doğru görünür;

Fakat onun sonu ölüm yollarıdır."

( Süleyman'ın Özdeyişleri 14:12 Özdeyişler 14:1212Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, Ama sonu ölümdür. Daha» ; 16:25 Özdeyişler 16:2525Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, Ama sonu ölümdür. Daha» )

Lütfen, Tanrı'nın önündeki sonsuz durumumuzu belirleyecek kadar ciddi konular hakkındaki bilgimiz kulaktan dolma olmasın. Bizlerin ahıretteki sonsuz utancı veya sonsuz mutluluğu söz konusudur. Asıl kaynakları biraz da olsa incelemeyelim mi? En azından onları bir kere bile okumadan peşin hüküm getirmeyelim.

Ucuz bir çözüm

Ne yazık ki Kitabı Mukaddes'i biraz bilip onun Kur'an'la çeliştiğini gören bazı Müslümanlar bu kaçınılmaz zıtlığa ucuz bir çözüm getirerek; "Tevrat, Zebur ve İncil hak kitaplardır. Fakat hahamlarla papazlar bu kitapları tahrif ettiler. Bugünkü Kitabı Mukaddes Allah'ın Sözü değildir. Bunun için de, Kitabı Mukaddes'in Kur'an'la birbirini tutmaması doğaldır. Asıl Tevrat, Zebur ve İncil hakkında bilmemiz gereken her şey Kur'an'da bulunur" diyorlar.

Ama önsözde belirttiğimiz ve bundan sonraki bölümlerde göstereceğimiz gibi Kitabı Mukaddes (Kutsal Kitap) Allah'ın Sözü'dür. Onun değiştirildiği iddiası uydurmadır. Çok yaygın olduğu halde sadece bir yalan ve iftiradır. Kutsal Kitap'ın değiştirildiğine dair hiçbir tarihsel kanıt yoktur. Üstelik Kur'an'da bile Tevrat veya İncil'in değiştirilmiş olduğunu ileri süren hiçbir ayet de yoktur. Tersine "Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur!" (En âm/6:34) ve "Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur!" (Yûnus/10:64) diye ayetler vardır.

Gücü her şeye yeten ulu Tanrı, kendi Kutsal Sözü'nün diğiştirilmesine izin vermez. Tersine, onu korur ve yerine getirir. Elimizdeki Tevrat'la İncil sağlam ve güvenilirdir. Onları incelemekle bunu açıkça görebiliriz.

 Bize e-mail ile ulaşın…
 Tanrı'yla arkadaşça bir ilişki başlatmaya ne dersiniz?
BU MAKALEYİ PAYLAŞIN:  

TOP