PAYLAŞ:  

Umut Kayboldu, Umut Bulundu!

Bu dünyada yaşarken umudumuzu Tanrı'ya bağlamak mümkün müdür?

Belki de en çok konuşulan kelimeydi umut. Gazete başlıklarında, kafelerdeki sohbetlerde bile egemendi her cümleye. En ihtiyacımız olan şeydi. Etrafımızda gelişen olaylar bizleri kuşatma altına almıştı. Ne dünü ne de geleceği görmek mümkündü. Umut sandığımız herşey bizleri yolda bırakıyordu. Ekonomik sistemler bir gecede çökebiliyordu. Güvendiğimiz insanlar bizleri bir anda yolda bırakabiliyordu. Üniversite mezunu olmak veya yabancı bir dil bilmek yetmiyordu artık. İşsizlik vardı. İçlerimizde kaybolan şeyler vardı. Her gün ama her gün hayal kırıklıklarıyla ve olamadıklarımızla yüzleşmek zorundaydık.

Yaşamlarımız elimizden kayıp gidiyordu. Ne anı tutabiliyorduk ne de bir sonrakini.. Her gece yorgunlukla evlerimize dönüp, kronik yalnızlığımızla ve tüm gün bizleri takip eden, arkamızdan alaycı laflar atan, taşlayan kaybolmuşluğumuz geceleyin daha güç kazanıyordu bize karşı. Her an en derinlerden bir şeyler bizi öldürüyordu. Sessizce ağlamayı öğreniyorduk.. Sessizce kabul etmeyi.. Gençlik yıllarımızın hazır cevaplılığı ve her şeyi yapabileceğine olan inancı, yerini derin bir korkuya bırakıyordu. Zorlaşıyordu her şey etrafta. İlişkiler, iş bulmak, sevmek, sevilmek. İçtiğimiz her sigara arkamızdan Çin’de yakılan dua tütsüleriydi ve ilahi bir duman çıkartıyorlardı. S.O.S. sinyallari gönderiyorduk, dualar ediyorduk o dumanlarda. Ağıtlar yakıyorduk, umut şarkıları yayınlıyorduk. Ama duyan olmuyordu.

Kayboluyorduk kalbimizin en derinlerinde. İçimizde çocuk bulamıyorduk, ya da bir güç, ya da bir cevher, ya da bir huzur. Soğuk bir morg gibiydi hayellerimizin gömülmeyi beklediği yer. Her gün yenilerini getiriyorduk ölenlerin. Çıplak soğuk bedenlerinde katil mesajlar bırakmıştı ‘Kaç buralardan vakit çok geç olmadan.’. Yatağımızda bir embiriyo gibi kıvrılıp yatıyorduk. Kendi tenimizin ısısını gerçek bir kucaklama sanmak istiyorduk. Daha kararmadan hava yatmak istiyorduk bir an önce. Karanlıkta yapılacak en iyi şey gözlerini kapatmaktı... aydınlığa kadar, sabah aydınlığa dirilme ümidiyle. Ama fikri bile korkutucuydu. Kim isterdi yeniden aynı kısır döngüye, aynı ölüme dirilmeyi?

Tam o anda Habakkuk Peygamber’in sözleri yankılanıyordu; ‘Tomurcuklanmasa da incir ağaçları, asmalar üzüm vermese, boşa gitse de zeytine verilen emek, tarlalar ürün vermese de, boşalsa da davar ağılları, sığır kalmasa da ahırlarda, ben yine Rab sayesinde sevineceğim, Kurtuluşumun Tanrısı sayesinde sevinçten coşacağım.’ (Kutsal Kitap, Hab. 3:17-18 Hab. 3:17-1817Tomurcuklanmasa incir ağaçları, Asmalar üzüm vermese, Boşa gitse de zeytine verilen emek, Tarlalar ürün vermese de, Boşalsa da davar ağılları, Sığır kalmasa da ahırlarda, 18Ben yine RAB sayesinde sevineceğim, Kurtuluşumun Tanrısı sayesinde sevinçten coşacağım. Daha» ) Milattan önce 7. yüzyılda yazılmıştı bu sözler. Nasıl olur da etrafında herşey ters gidiyor olmasına rağmen bunları söyleyebilirdi? Eğer bu dünya sadece tesadüfler zinciri sonucu var olduysa, tarih elden çıkmış bir zaman çizelgesi ise, eğer insan sadece bir iki DNA’dan oluşmuş bir organik makina ise, sadece gördüğümüz şeylerden ibaretse yaşam o zaman gerçekten gerçek bir umudumuz olamazdı. Bize düşen görev, her gece yenilgiyi kabul etmek ve acıların içinde debelenerek hayatta kalmaya çalışmaktı. Ürettiğimiz hiç bir şey bize ümit veremezdi, çünkü onlar da bizimle aynı karanlığı paylaşıyorlardı. Ama bu dünya sadece tesadüfler üzerine kurulu değildir, bir Yaratıcısı vardır, yaratılışında bir amaç ve anlam vardır. Tarih her gün daha da kaybolmuyor, ama belli bir noktaya doğru ilerliyordu. İnsan sadece biyolojik bir makina değildi, tek tek birey olarak, bir değerle, bir amaçla yaratılmıştı.

Tanrı kaybolmuşluğumuza tepkisiz kalmamış ve bizlere konuşmuş, bizlere sadece kendisinde bulabileceğimiz gerçek güveni sunmuştur. İsa ‘Ben onlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim’ derken aslında dediği buydu. Etrafımızı saran tüm umutsuzluğun içine, bizim karanlığımızın dışından bir ümit yayılıyordu. O zaman Habakkuk gibi bizler de sarsılmaz bir ümide sahip olabilirdik. Çünkü ümidimiz yaşayan diri Tanrı’da idi.

 Bize e-mail ile ulaşın…
 Tanrı'yla arkadaşça bir ilişki başlatmaya ne dersiniz?
BU MAKALEYİ PAYLAŞIN:  

TOP